Hiç şüphesiz denizlerin en tehlikeli silah sistemleri denizaltılardır. Onları bu kadar tehlikeli ve özel yapan şey ise suyun altında fark edilmelerinin oldukça güç olmasıdır. Denizaltıların da kendi içlerinde farklı çalışma prensibine sahip türleri vardır. Bunlar; en yaygın olarak kullanılan dizel-elektrik denizaltılar, nükleer denizaltılar ve havadan bağımsız tahrik sistemli denizaltılar(AIP) olmak üzere 3’e ayrılır. Denizaltılar suyun altında hareket etmek için pervanelerini kullanır. Pervaneleri harekete geçirmek için ise elektrik motorları kullanılır. Elektrik motorları gereken enerjiyi daha önceden depolanmış bataryalardan alır. Bataryaları depolamak için ise, dizel-elektrik denizaltılarında bir şnorkel su yüzeyine çıkarılır ve alınan hava ile dizel motorun çalışması sağlanır. Dizel-elektrik denizaltılarda dizel motor sadece jeneratör görevi görür. Özellikle savaş durumlarında dizel-elektrik denizaltılar için su yüzeyine çıkma gereksinimi, onların en önemli özelliği olan gizliliklerinin açığa çıkmasına neden olabileceğinden çok tehlikelidir. Bu tehlikeyi fark eden bazı devletler özellikle nükleer enerjiyi denizaltılarda kullanmayı çözüm olarak düşünmüşlerdir. Nükleer denizaltılarda ise denizaltının içinde bir nükleer reaktör bulunur ve ihtiyaç halinde çalışarak bataryaları şarj eder. Nükleer denizaltıların maliyetleri ve teknolojileri çok yüksek olduğundan günümüzde sadece ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa gibi birkaç ülkenin sahip olduğu çok stratejik bir silahtır. Bazı nükleer denizaltılar 6 ay su yüzeyine çıkmadan suyun altında durabilecek şekilde tasarlanmıştır. Su yüzeyine çıkma sebepleri ise personel için gıda ürünleri takviye etmektir. Gelelim bugün Türkiye’nin de suya indirdiği havadan bağımsız tahrik sistemli denizaltılara; Bu tür denizaltılar da, denizaltının içindeki özel bir ünite, denizdeki suyu alır oksijene ve hidrojene ayırır. Oksijene ve hidrojene ayırdığı suyla yakıt hücrelerini çalıştırır ve elektrik üretir. Üretilen elektrikle bir taraftan bataryalar şarj olurken diğer yaşam destek ünitelerine elektrik ve oksijen gönderilir. Böylece denizaltının su yüzeyine çıkması gerekmez gizliliğini koruyabilir.

REİS SINIFI DENİZALTI

SSM ile HDW-MFI ortak girişimi arasında 2 Temmuz 2009’da imzalanan ve 22 Haziran 2011’de yürürlüğe giren anlaşma ile yaklaşık 2 milyar Euro bedelle 6 adet Tip 214 TN denizaltısının, Alman HDW (Howaldtswerke-Deutsche Werft) Tersanesinin teknik desteği ve teknoloji transferi ile Gölcük Tersanesi Komutanlığında üretilmesi kararlaştırılmıştır. Havadan bağımsız tahrik sistemli olarak üretilecek reis sınıfı denizaltılar sırasıyla, TCG Piri Reis (S-330) 2022, TCG Hızır Reis (S-331) 2023, TCG Murat Reis (S-332) 2024, TCG Aydın Reis (S-333) 2025, TCG Seydi Ali Reis (S-334) 2026, TCG Selman Reis (S-335) ise 2027 yılında envantere girecektir. Projede ilk denizaltının 2015 yılında envantere girmesi planlanmışsa da bazı aksaklıklar yüzünden gecikmeler yaşanmıştır. Bunlardan en önemlilerinden biri denizaltının yapımında kullanılan HY-80 ve HY-100 çelik kullanılmasıdır. Türkiye de bu seviyede çelik üretilemediğinden Avusturya’dan ithal edilmiştir. Bir diğer önemli husus ise denizaltının gizliliğini sağlayan sonar dalgalarını sönümleyen ve denizaltının tespitini zorlaştıran  RAM boyasıdır. Ayrıca denizaltılarda kullanılacak olan birçok alt sistem, sensör ve sonarlar yerli ve milli olarak üretilecektir. Reis sınıfı denizaltılarda 8 adet 533 milimetrelik kovan bulunur. Bu kovanlardan gemisavar füzeleri ateşlenebilir. Aynı zamanda ilerleyen süreçte yapılırsa seyir füzesi de ateşlenebilir. Burdan şöyle bir çıkarım yapabiliriz. Türkiye eğer ileride isterse denizaltıdan kara hedeflerini vurabilir. Reis sınıfı denizaltılar yaklaşık 15 ila 17 gün arasında suyun altında yaklaşık 400 metre derinlikte fark edilmeden durabilir. Bunu büyük oranda Lityum-iyon batarya teknolojisi sayesinde başarabilmektedir. Lityum-İyon bataryalar yüksek kapasitesi, hızlı şarj olması ve uzun ömürlü olması ile çok önemli katkı sağlamaktadır. Reis sınıfı denizaltılar yaklaşık 2000 tonluk ağırlığı ile şimdiye kadar Türk donanmasında görev yapmış en ağır ve teknolojik denizaltı olacak. En önemlisi artısı ise; her geçen gün gerginleşen Akdeniz’de Türkiye açısından çok önemli ve caydırıcı bir güç olacaktır.

                                                                         İslam BABAZADE

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz