“Kaderden kaçamazsın, kaçış da kaderdir.”

(Şems-i Tebrizi)

Soğuk Savaşın ardından değişen güç dengeleriyle birlikte, devletlerin belli bir ekonomiye sahip olmak için erişmek istedikleri kaynaklarında değişmiş olduğunu görmekteyiz. Bazı devletlerin ellerindeki petrol ve doğalgaz enerjisi ekonomik anlamda kalkınmalarını sağlayan tek güç olarak var olmaktadır. Bu devletlerin sözü edilen enerji kaynakları dışında hiçbir ekonomik güce sahip olmayışı çevre ve yarı çevre ülkelerin kalkınmasının büyük ölçüde önüne geçmektedir. Günümüzde Türkiye’nin Doğu ve Batı bölgelerinde petrol olduğu iddiasının ortaya atılması ve Rusya’nın ekonomisinin büyük ölçüde petrol ve doğalgaz enerjisiyle kalkınması, Türkiye’nin, Rusya için bir tehdit oluşturmasını sağlamıştır. Bu oluşturulan algıyla, günümüzde sağlanmış olan statüko gelecekte şiddetli bir sarsıntıya uğrayabilir.

Petrol enerjisinin üretiminden ve pazara dağıtımından en yüksek karı elde eden ülkelerden birisi de ABD’dir. Orta Doğu bölgesine yaptığı müdahaleleri kimlik siyaseti boyutunda bir dış düşman algısı yaratarak ilerleten ABD, yakın zamanda İran’a karşı bazı yaptırımlarda bulunmuştur. Başkan Trump’un bu hamlesine karşı, İran, ABD’ye ait İHA’yı vurarak bu yaptırıma karşı tepkisini göstermiştir.  İran diğer Arap ülkelerinden faklı olarak ABD’yi Hürmüz Boğazının trafiğini engellemekle tehdit etmiştir. Söz konusu tehdidin günümüzdeki sonucu ise, İran’a  uğramayan Arap baharı sürecinin yaşanılabileceği tehdidiyle yüzleşmesi gerçeğidir.

hürmüz-bğz-640x320.jpg

Hürmüz Boğazı günümüzde en önemli petrol koridoru olma özelliğini taşımaktadır. Bu bölgede aksayan petrol trafiğinin eksiye düşmesi, ekonominin durağanlaşmasına, ticaretin aksamasına sebep olacaktır. Bu sebeple ABD’nin İran üzerindeki politikasının istediği sonucu elde edene kadar süreceğini söylesek, yanılmış olmayız.

Orta Doğu bölgesinin dışında Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz enerjisinin olduğu iddiasının ortaya atılması ve sondaj ( Fatih ve Yavuz sondaj gemileri) çalışmalarının başlamasıyla birlikte çoğu devletin bu bölgeye yoğun ilgi gösterdiğini görmekteyiz.  Türkiye’nin bölgeyi yakın kadraja alması, çalışmalarını büyük bir hızla ilerletmeye çalışması, bazı devletleri oldukça rahatsız etmektedir. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi petrol enerjisinin ekonomik anlamda getirisinin yüksek olması, bu anlamda gerçekleşen rahatsızlığın öncelikli sebepleri arasındadır. Bu bağlamda Türkiye’nin başlattığı Barış Pınarı operasyonuna ABD’nin yaptırım uygulamak istemesinin sebebi elbette bu bölgede Türkiye’nin aktif olarak hareket alanını kısıtlamak ve terör sorunuyla daha fazla uğraşmasını sağlamaktadır. Ancak Türkiye’nin sonrasında ABD ile “ güvenli bölge” konusunda anlaşma sağlaması ve Rusya ile yaptığı mutabakat son tahlilde suların durulmasını sağlamıştır.

Doğu Akdeniz bölgesi stratejik olarak Orta Doğu bölgesine yakınlığı (karakol görevi görmesi) ve çıkartılması planlanan enerji kaynakları ile tartışılırken, Yunanistan ve Güney Kıbrıs, Türkiye’nin yürüttüğü sondaj faaliyetlerinin Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgesinin ihlali olduğunu savunmuştur. Bu bağlamda Avrupa Birliği de Yunanistan’ı destekleyerek belirli açıklamalarda bulunmuştur. Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk, yaptığı açıklamada “Avrupa Birliği Kıbrıs’ın arkasındadır. Türkiye’yi AB üyesi ülkelerin egemenliğine saygılı olmaya çağırıyoruz. Avrupa Konseyi gelişmeleri yakından izlemeye devam edecektir” dedi. Ardından gelişen olaylarda ise, birliğin Türkiye’ye sondaj faaliyetlerini devam ettirdiği müddetçe belirli yaptırımlara tabii tutulacağını ve TR’nin uluslararası deniz hukuku sözleşmesinde yer almadığını bu kapsamda TR’nin hukuk kurallarını ihlal ettiğini dile getirdiğini hatırlatmakta fayda vardır.

                Türkiye, yaptırımlara ve yapılması planlanan gizli anlaşmalara rağmen Doğu Akdeniz konusunda taviz vermeyerek bölgedeki kararlılığını ispatlamıştır. Özellikle geçtiğimiz günlerde imzalanan Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakatı Muhtırasının imzalanmasıyla birlikte, Türkiye münhasır ekonomik bölgesini de garanti altına almıştır.

serrac_erdogan.jpg

            Türkiye bu bağlamda Yunanistan ve İsrail’in planlarını bozarak bölgeden dışlanma politikasının önüne geçmiş ve Akdeniz’in batısındaki sınırlarını ilan etmiştir.

                Yunanistan’ın bu mutabakata tepkisi ise gecikmemiştir.  Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, mutabakatın uluslararası deniz hukukunun ihlali anlamına geldiğini ve iyi komşuluk ilişkileri prensibiyle bağdaşmadığını savunduğunu dile getirmiştir. Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias, Alman haber ajansı DPA’nın aktardığı bilgiye göre, Türkiye’nin Atina büyükelçisi Burak Özügergin’i bakanlığa çağırarak konuyla ilgili izahat talep eden Yunanistan, konuyu ayrıca NATO’ya taşıyacağını söylemiştir.

                Libya’da gerçekleşen iç karışıklığın halen devam ediyor olması anlaşma hakkında akıllarda soru işaretlerinin oluşmasına sebep olabilir, bu ihtimaline karşın, anlaşmanın BM nezdinde meşru bir hükümetle yapılmış olduğunu söylemekte fayda vardır. Bu anlaşma ile Türkiye Doğu Akdeniz’de emin adımlarla yürüdüğünü tüm Dünyaya duyurmuştur. Mutabakat, oldukça diplomatik ve başarılı bir hamle olarak tarihin tozlu sayfalarında yerini almıştır.

Özgür DALÇIK

Kaynaklar

https://www.dirilispostasi.com/makale/turkiye-guney-kibrisi-libyadan-vurdu

http://umraniyegundemi.com/?s=H%C3%9CRM%C3%9CZ+BO%C4%9EAZI+NEDEN+%C3%96NEML%C4%B0

https://www.trthaber.com/haber/dunya/turkiyenin-mutabakat-muhtirasi-imzaladigi-libyada-son-durum-443473.html

Orta Doğu, Petrol ve ABD, Mustafa ATİKER

Orta Doğu Bölgesi Enerji Kaynaklarının 21. Yüzyıl Dünya Ekonomisi İçin Stratejik Önemi Hüseyin ALTAY, Ulaş NUGAY

DOĞU AKDENİZ’DE ENERJİ GÜVENLİĞİNE YÖNELİK BİR GİRİŞİM: AKDENİZ KALKANI HAREKÂTI, Cenk ÖZGEN

Levant’ta Büyük Oyun: Doğu Akdeniz’in Enerji Jeopolitiği, Volkan Ş. EDİGER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz