“Herkes şunu çok iyi bilirdi ki, geçmişin gölgesi uzundu…”

(Onur ÜNLÜ, Hesabım Var)

 Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz keşifleriyle birlikte kıyıdaş devletlerin bölgeye olan yaklaşımının değiştiğini görmekteyiz. Türkiye’nin yaptığı sondaj çalışmalarına gelen tepkiler, AB ve NATO’nun geçtiğimiz günlerde, Yunanistan’ın bölge politikası yaklaşımına sunduğu önerileri, Fransa’nın bölgeye dair diplomatik olmayan çözüm önerilerini ve uluslararası hukuka uygun olmayan söylemlerini geçtiğimiz günlerde paylamıştık.

 Devletlerin, barış ve güven ortamının oluşturulmasına dair kurulan örgütlerin, çıkarları söz konusu olduğunda hiçbir hukuk kuralına bağlı olmadan, yalnızca o amacı gerçekleştirmek için birlik olabildiklerini bu söylem ve davranışlar doğrultusunda görebilmekteyiz.

indir.jpg

-Dünya çapında doğalgaz dağıtım hareketleri-

                Yukarıda bahsettiğimiz, Doğu Akdeniz’de yaşanan faaliyetler adına alınan kararlı incelemeden evvel, Kıbrıs’ın geçmişte, bağımsızlık sürecinde,  hangi devletlerin müdahalelerine maruz kaldığına değinmekte fayda vardır.

                İkinci Dünya Savaşı sonrasında meydana gelen değişiklikler uluslararası sistemin değişmesine yol açtığı gibi, ikili ilişkilerin biçimlenme yolunu etkilediği görülmektedir.   –Soğuk Savaş ve self determinasyon hakkına dayanarak bağımsızlık ilan etmeleri-.   Soğuk Savaş sonrası oluşan iki kutuplu sistem Türkiye ve Yunanistan arasında dostluk alt yapısını oluştururken,  self determinasyon hakkıyla sömürge ülkelerin bağımsızlığını kazanmaya başlamaları ve bununla birlikte Kıbrıs Sorununun ortaya çıkması, oluşan dostluğun altyapısına gölge düşürmüştür.

                1950’den itibaren gündemi meşgul eden Kıbrıs Sorunu, Yunanistan ve Türkiye arasında ikili ilişkileri belirlemek ve dostluğu uzun vadede yaşatmak amacıyla, hükümetler aracılığıyla, ikinci planda tutulmaya çalışılmıştır. Ancak, Türkiye’nin Kıbrıs sorununa tam anlamıyla müdahil olmasıyla birlikte iki ülke arasında gerilim artmıştır. Yunanistan ve Türkiye arasındaki gerilimin NATO’ya sıçramasını istemeyen ABD, Kıbrıs sorununa ağırlığını koyduğu vakit, ulusal çıkarların göz önünde bulunduğu bir ortak çözüm yolunun seçildiğini ancak bulunan çözümün nihai olmadığını ve 1960’larda Kıbrıs sorunu tekrar gündeme geldiğinde, Kıbrıs’ın Türk-Yunan ilişkilerini belirlemeye başladığını görmekteyiz. Bu denklem içerisinde Kıbrıs’ın stratejik konumunun önemini hatırlatmakta fayda vardır. Özellikle Ortadoğu bölgesine olan yakınlığı ve dönem konjonktürüne göre yorumladığımızda petrol ve doğalgazın ülke ekonomileri için oldukça kıymetli olması, bununla birlikte çıkarılan enerjinin, pazarlanması yolundaki güzergâhlara olan yakınlığıyla birlikte, Kıbrıs, ülkelerin dikkat noktası haline gelmiştir.

                Bu dönemde Kıbrıs’ta oluşan siyasi örgütlenmeler ve yaşanan bazı olaylar (Enosis, Taksim, 6-7 Eylül Olaylar, Kanlı Noel) Atina- Ankara arasında siyasi gerilimlere yol açmıştır. Bununla birlikte Mısır’da baş gösteren Süveyş Krizi’nin ( Süveyş Kanalı Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayan kanal) patlak vermesi ve İngiltere’nin Mısır’da bulunan üslerini Kıbrıs’a taşıması gerginliği arttıran gelişmeler arasında yer aldı.

                Kıbrıs sorununda yaşanan kilitlenme en çok Soğuk Savaş ortamında Batı ittifakının lideri ABD’yi rahatsız ediyordu. Artan Türk-Yunan gerilimi toplumlararası çatışmaların artmasına sebep oluyor, bu durum NATO’nun güneydoğu kanadının zayıflaması ve SSCB’nin bölgede güçlenmesi tehlikesine yol açıyordu. Gerilimin artmasını önlemek amacıyla arabuluculuk girişimlerinde bulunan ABD nitekim başarılı oluyor, Kıbrıs, GKRY VE KKTC olmak üzere ikiye ayrılarak bağımsızlığını kazanıyordu. Peki, bu bağımsızlık bir başarı mıydı? Yoksa, sürekli tarihin gölgesine bırakılmış milli bir kıvılcımı geriye püskürtmek anlamına mı geliyordu?

                Kıbrıs meselesinde günümüz koşullarına geldiğimizde, Doğu Akdeniz’de bulunan doğalgaz ve petrol rezervlerinin paylaşımını konusundaki kargaşayla karşılaşmaktayız. Böylelikle, Doğu Akdeniz bölgesindeki kaosun asla bitmediğini, dönemin politikası gereği gelecekte tekrar ortaya çıkartmak koşuluyla birlikte üzerinin örtüldüğünü görmekteyiz.

5c8d7a8f45d2a04bdc3d8427.jpg

                Türkiye, yukarıdaki haritada da görüldüğü üzere, kendi parselinde bulunan doğalgaz ve petrol için sondaj çalışmalarına -uluslararası hukuk kurallarına uyarak- başlamıştı. Bunun üzerine Yunanistan kendi tezlerini ortaya koyarak, AB’den Türkiye’ye yaptırım uygulaması için destek çağrısında bulunmuştur. Ancak Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’yle tam dayanışma mesajı veren bakanlar, Türkiye’ye gerilimi düşürme ve diyaloğa angaje olma çağrısı yaptılar.- Tartışmalı alanlar konusunda bir moratoryum imzalanması da üzerinde durulan seçenekler arasında yer aldı. -Toplantıdan Yunanistan’ın beklentisinin aksine herhangi bir yaptırım kararı çıkmaması, Yunan cephesinde gerginliğin artmasına yol açmıştır.

 Bu süreçte Orta Doğu bölgesinde varlığını sürdürmek için tüm siyasi çıkarlarını kullanan Fransa’nın, kapısını çalan Yunanistan’ı, eli boş göndermediğini görmekteyiz.

Öyle ki, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 4 gün evvel “Lugano Orta Doğu Forumu”na gönderdiği görüntülü mesajda Türkiye’yi “imparatorluk fantezisi kurmakla” itham etmişti. Doğu Akdeniz’deki gerilimle ilgili olarak yine Yunanistan’a arka çıktığı görmekteyiz.  Akdeniz’de enerji alanında yeni bir sulh oluşturma çağrısı yapan Macron,  ABD ve NATO’nun bölgeden çekilmesiyle bir boşluk oluştuğunu ifade ettiği mesajında, “Bir şekilde ABD ve NATO’nun geri çekilmesi yüzünden bölgesel emperyal güçlerin kendi tarihlerindeki fantezilerle geri dönüş yaptığını görüyoruz, burada Türkiye’yi kast etmek istiyorum.” ifadesini kullandı. Bu bağlamda değerlendirdiğimiz vakit, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yaptığı sondaj çalışmalarından,  geçtiğimiz haftalarda Oruç Reis sismik araştırma gemisinin ilan ettiği Navtex kapsamında oluşturulan rotasından rahatsızlık duyan devletler olduğunu görmekteyiz.

 Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu pek çok konuşmasında, “diyalog yoluyla çözüm”,komşuluk hukuku”,ara buluculuk girişimlerine iyi niyetli yaklaşım” ve “adil paylaşım” parametrelerine vurgu yapmasına rağmen, diyalog çağrıları, Türkiye karşıtı cephelerde, çatışmacı tavırlarla, caydırıcılık mesajlarıyla karşılık buluyor.

Yunanistan’ın 13 Ağustos’ta Oruç Reis’i taciz etmek üzere harekete geçmesi,- Yunan Limnos fırkateynine, Kemal Reis fırkateyni engelleme yaptı- ardından 1923 tarihli Lozan ve 1947 tarihli Paris antlaşmalarının “adaların askerden ve silahtan arındırılması” hükmüne aykırı davranışlarda bulunarak Ege Adaları’nda askeri üsler tesis etmesi veya buralara askeri yığınaklar yapması, Doğu Akdeniz’de Fransa ile ortak askeri tatbikat düzenlediğini açıklaması, Yunanistan’ın, Doğu Akdeniz’de bulunan haklarının doğru savunulmadığının göstergeleri arasındadır.

Son olarak, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg,” Benim Yunanistan ve Türkiye’den yetkililerle görüşmemin ardından iki müttefik yetkilileri NATO çatısı altında bir araya geldi. Bu görüşmelerin amacı İhtilafların giderilmesi için bir mekanizmanın kurulmasını amaçlıyor.” İfadesini kullandı. Ancak Yunanistan cephesinden tam anlamıyla diyalog yoluyla çözüm yoluna gidilmesi gibi bir yaklaşımın söz konusu olmadığını görmekteyiz.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz bölgesindeki tutumu ve yaklaşımı devletler tarafından eleştirilse bile, genel yaklaşım askeri imkân ve kabiliyetlerin kullanılmasından ziyade, masada bir çözüm yoluna gidilmesidir. Yunan-Türk kimlikleri ve geçmiş kültür birikimleri dikkate alındığında arabuluculuk faaliyetlerinin tek bir devletin çıkarını gözetmeyeceği ise, şüphesiz gerçektir. Bu sebeple, Türkiye emin adımlarla, istikrarlı bir şekilde bölgede hâkimiyetini, ülkesi adına hakça paylaşım mottosuyla sürdürmektedir.

Özgür DALÇIK

KAYNAKLAR

             Baskın ORAN, Türk Dış Politikası

             İsmail ŞAHİN, Yunanistan’ın hukuk ihlalleri kayda geçirilmeli

                www.kathimerini.gr

                www.euronews.com

                Muazzez HARUNOĞULLARI, Enerji Dağıtım Merkezi Perspektifinden Türkiye’nin Enerji Jeopolitiği

                Kamer KASIM, Soğuk Savaş Dönemi Sonrası Kıbrıs Sorunu

                KIBRIS SORUNUNUN TÜRK DIŞ POLİTİKASINA ETKİSİ VE ABD-SSCB İLE İLİŞKİLER, Giray SAYNUR DERMAN,  Vefa KURBAN

                İsmail ŞAHİN, İNGİLTERE’NİN AKDENİZ SİYASETİNDE KIBRIS (1580-1878)

                Anıl DEMİREL, ORTADOĞU’DA FRANSIZ EMPERYALİZMİ: FRANSIZ MANDA YÖNETİMİ DÖNEMİNDE SURİYE (1920-1946)

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz