Bazı çevrelerce Ortadoğu’nun Jandarması olarak nitelendirilen İran belki bu seviyede olmasa da bölgenin en kuvvetli güçlerinden. Doğrudan olmasa da bugün Suriye, Yemen, Lübnan, Afganistan, Irak ve birçok bölge ülkesinde söz sahibi olan İran’da 2019’un son ayları hareketli geçecek gibi gözükmekte. Bolivya, Irak, Şili, Lübnan, Hong Kong gibi birbirleriyle pek bağları olmayan ülkelerin eş zamanlı olarak huzursuz günler geçirmesinin ardından İran’da devlet tarafından uygulanan akaryakıt zammı, İran’ı da bu kaos silsilesine çekmiştir.

  Eş zamanlı yaşanan bu problemlerden dolayı, büyük bir çoğunluk tarafından protestolar tek bir yerden yönetilen bir “operasyon” olarak düşünülmektedir. Aşikardır ki akla gelen ilk ülke ABD olmakla beraber Amerikalı yetkililerin verdiği demeçler bu düşüncenin altyapısını güçlendirmektedir. Fakat durumu sadece bu teorik düşünce üzerinden değil, İran baz alınarak sosyal parametreler üzerinden de değerlendirmek gerekir.

Petrol rezervleri bakımından dünyanın önde gelen ülkelerin başını çeken İran’ın benzine yüzde 50 zam uygulaması ile, kararla beraber başta Tahran olmak üzere, İran halkı sokaklara çıkmaya başladı. Zamdan birkaç gün önce Cumhurbaşkanı Ruhani “en ağır günlerimizi yaşıyoruz” şeklinde bir açıklama yaparak durumu yumuşatmaya çalışsa da, halkın tepkisi günlerdir büyüyerek artmakta. Dünyadaki eş zamanlı hareketlenmelerin dış etkenler tarafından yönlendirildiğini düşünenlerden olan İran yönetimi, sıkıntılı günler yaşıyor. Hareketlerin önüne geçilememesi üzerine dini lider Hamaney, ilk kez konuyla ilgili bir açıklama yapmak durumunda kaldı. Bu protestoların halk tarafından değil, İran düşmanlarının organize ettiği holiganlar tarafından yapıldığını belirten Hamaney, yakıp yıkmanın dinen de doğru olmadığını belirterek, zama da destek açıklamasında bulundu.

 Cumhurbaşkanı Ruhani, 4 yıldır benzine zam uygulamadıklarını bu yüzden de bu durumun normal olduğunu söylerken, ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun “ABD sizin yanınızda (protestocuların )” açıklaması yapması ile beraber, İran yönetiminin işaret ettiği dış müdahalenin organizasyonlarına mağruz kalındığı fikrini destekler nitelikte oldu.

Ülke genelinde sokaklar ateşe verilirken, Merkez Bankası binasının protestocular tarafından yakılması eylemi büyütüp, hükümetin söylemlerinin de sertleşmesine sebep oldu.  Hamaney posterlerinin de yakıldığı protestolarla birlikte İran İçişleri Bakanlığı, şu ana kadar sert müdahalelerde bulunulmadığını fakat gösteriler bu hızla devam ederse gerekli adımları atacaklarını duyurdu.

Yerel kaynaklar, okulların hava koşullarından kaynaklı tatil edildiğini söylese de aslında hükümetin gösterilere yönelik bir hamle yaptığını söylemek çokta zor olmayacaktır. Yerel basında bir diğer konu ise, benzin zammının yanı sıra en büyük tepki, benzin alırken kota ile alım yapılacağı açıklanması oldu. Taksilerin ve özel toplu taşıma araçlarının ise zamdan, -en azından kotadan- muaf olmak için hükümetle görüşmeleri sürdürmekte olduğu belirtiliyor.

Sonuç olarak sarsılan İran’da ve diğer kaosu yaşayan ülkelerde belirli dış müdahaleler olduğu fikri güçlü olsa da dünyanın genelindeki ekonomik durgunluk sosyal patlamalar yaşanmasına sebep olmaktadır. İnsanların geçim dertlerinden dolayı yaşadığı mental/ fiziksel yorgunluklar ve problemler sosyal dengeleri yerinden oynatmaktadır. Hong Kong, Lübnan, Şili başta olmak üzere ülkelerdeki eylem ve protesto görüntülerini incelersek, havai fişeklerden, konfetilere, müziklere ve danslara, eylemleri festival havasına büründüren durum, sosyal hayatlarında negatif değişiklik yaşayan halkların hükümetleri sallamaya kadar gelmesi “sadece” dış müdahalelerden kaynaklı diye düşünülmemelidir. Pek tabi “düşman” olarak nitelenen tarafların bu tarz protestolara destek vermesi, havayı koklayarak hareket etmesi, durumu fırsata çevirmek adına gerekli ortamı da sağlamaktadır.

Unutulmamalıdır ki, ülke içinde ki bir problem, aile içindeki bir problemi çözmek gibi değerlendirmek milli menfaatlerin korunmasını sağlar.

Utkuhan YILDIRIM

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz