İran’da 1979 İslam Devrimi sonrasında İslam Devrimi Muhafızları Ordusu (Sipahi Pasdarani İnkılabi İslami) olarak kurulan Devrim Muhafızları, temel amaç olarak İslam Devriminin İdeolojik yapısının askeri bekçisi olarak görev yapmaktadır. Paramiliter bir yapı olarak kurulan Devrim Muhafızları zamanla güçlenerek kurumsallaşmıştır. 1979’daki İslam Devrimi sırasında Devrimciler 11 şubat’ta zafer ilan etmişti. Devrimci gruplar içinde Solcu ve İslamcı çeteler sokaklarda kontrolü ele almıştı. Devrim gerçekleşmişti gerçekleşmesine lakin kontrolü sağlamak için düzenli bir kolluk kuvvetine ihtiyaç vardı. Devrimin liderliğini ele geçiren İslamcı din adamları radikal solculara güvenemezdi. Bilakis, özellikle Halkın Mücahitleri ve Halkın Fedaileri gibi güçlü solcu gruplar İslamcı iktidara büyük bir tehdit arz ediyordu. Böyle bir ortamda bir muhafız gücünün oluşturulmasına karar verildi ve 5 Mayıs 1979’da Devrim Muhafızları’nın kurulduğu resmen ilan edildi.

Devrim muhafızları gönüllülük esasına göre kurulmuştur lakin faaliyet göstermek isteyen kişilerin Devrimin ideolojisine bağlı olması esas koşul olarak belirlenmiştir. Devrim Muhafızları özellikle dini lider tarafından kontrol edilmekte ve emirleri dini liderden almaktadır. Devrim Muhafızları özellikle 1980 yılında başlayan İran-Irak savaşında önemli roller üstlenmiş, savaş sırasında İran saflarında savaşmak için gönüllü olanların oluşturduğu ‘‘Besic‘‘ adı verilen ordu Devrim Muhafızlarının kontrolüne verilmiştir. 1982’de Devrim Muhafızları ile hükümet arasın-da koordinasyonun sağlanması ve Muhafızların lojistik ihtiyaçlarını karşılamak üzere Devrim Muhafızları Bakanlığı kurulmuştur. 1982’de lise düzeyinde okullar açılmış, 1985’te askeri akademi ve 1986’da İmam Hüseyin Üniversitesi kurulmuştur. Eylül 1985’te Devrim Muhafızları bünyesinde Ordu’dan ayrı hava ve deniz kuvvetleri kurulmuştur. Böylece savaş bittiğinde Devrim Muhafızları büyük ve tam teşekküllü bir ordu haline gelmiştir. Ayrıca Devrim Muhafızları İran’ın en stratejik programları olan nükleer programı ve balistik füze programını yönetmektedir. İran 2017 yılında bazı değişikliklere giderek İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı dışında İslam Devrimi Muhafızları İstihbarat Örgütü (Islamic Revolutionary Guard Corps Intelligence Organization) ve bunun yanı sıra İslam Devrimi Muhafızları Karşı İstihbarat Örgütü(Islamic Revolutionary Guard Corps Counterintelligence Organization) ‘nü kurmuştur. Bununla amaçlanan istihbarat konusunda en yüksek seviyede güvenliği sağlamak ve rejim karşıtı en ufak seslere karşı anında haberdar olup karşılık verebilmektir. Zira İstihbarat Bakanlığı dışında Devrim Muhafızları içerisinde böyle bir yapılanmaya gitmekteki en muhtemel amaç İslam Cumhuriyeti Rejimi’nin sırtını sadece Devrim Muhafızları’na yaslama düşüncesidir.

Ayrıca günümüzde İran Devrim Muhafızları’na bağlı özel kuvvet gücü olarak Kasım Süleymani tarafından komuta edilen Kudüs Gücü, İran’ın dış saha da yaptığı operasyonlarda en önemli rollerden birini üstlenmektedir. Suriye iç savaşı sırasında yoğun olarak Esed rejimine destek veren Kudüs gücü, ABD başta olmakla bölgedeki pek çok ülkenin çıkarlarını tehdit etmektedir. Devrim Muhafızları sadece İran’ın iç güvenlik, sosyal, kültürel, siyasal ve ideolojik çıkarlarını savunmakla kalmayıp, aynı zamanda dış politika’da İran için önemli bölgelerde cephe savaşı vererek ülke çıkarlarına çok önemli katkı sağlamaktadır. İşte bugün ABD’nin  Kasım Süleymani’ye karşı yaptığı saldırı aslında sadece Süleymani’ye yapılmamış aynı zamanda İran’daki Rejimin taşıyıcı sütünü olan Devrim Muhafızları’nın kalbine sapladığı bir bıçak olmuştur. Zira Kasım Süleymani Devrim Muhafızlarının özel kuvvet gücü olan Kudüs Gücü’nün komutanıydı. Kudüs Gücü ağırlıklı olarak İran dışında ülke çıkarlarının savunulması adına mücadele eden Devrim Muhafızlarının en seçkin birimlerinden biridir. O birimin Komutanının öldürülmesi, İran tarafından kesinlikle karşılıksız bırakılamayacak kadar önemli bir adımdır. Zira bu saldırı ABD’nin İran’a yolumdan çekil demesi olarak ta okunabilir. Ancak İran tarafından verilen intikam mesajları önümüzdeki günlerde özellikle Irak üzerinde ABD ve İran’ın karşılıklı operasyonları olabileceğinin sinyallerini verir nitelikte. Zaten Büyükelçilik baskını bunun ilk işaretlerini vermişti fakat Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ortamı çok daha fazla gerecektir. Özellikle Devrimi Muhafızları Karşı İstihbarat Örgütü tarafından bu olaya misilleme olarak bazı suikastler görebiliriz. Genel olarak baktığımızda bölgede gerginliğin artması ve istikrarın bozulması yine en çok Türkiye’yi etkileyebilir. Zira olası bir savaş durumunda Türkiye ve İran’ın ticari ilişkilerinin büyük zarar göreceği ve Türkiye’nin  yeni göç dalgalarıyla karşılaşabileceği yüksek bir ihtimaldir. Bu sebeple Türkiye bölgede barış ve İstikrarın sağlanması adına olumlu yönde adımlar atmalı ortamı yumuşatmalıdır.

İslam Babazade

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz