Geçtiğimiz aylarda Türkiye ile Libya’nın Birleşmiş Milletler tarafından tanınan resmi Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında imzalanan Deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına yönelik anlaşma ile bölgede dengeler, tabiri caizse yeniden çizildi. Bu durumla birlikte Türkiye Akdeniz’de siyasi açıdan önemli bir üstünlük sağlamış oldu. 

Fakat Türkiye’nin bu revizyonist politikasından rahatsız olan Yunanistan, Rusya, Fransa, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere Libya’da devam eden iç savaşın taraflarından biri olan Hafter’e yönelik siyasi, ekonomik ve askeri desteklerini artırdılar. Buna karşın Ulusal Mutabakat Hükümeti ise Uluslararası hukuka uygun olarak ‘’Davetle Müdahale’’ ilkesi çerçevesinde Türkiye’den destek talep etti. Türkiye’nin askeri anlamda Libya’da var olması ülkedeki iç savaşında gidişatını değiştirdi. Özellikle Türk SİHA(Silahlı İnsansız Hava Aracı) ’larının Ulusal Mutabakat Hükümetine satılması ve  Hafter güçlerine karşı kullanılması ile Hafter milislerine ait ‘’PANTSİR’’ gibi kısa menzilli hava savunma sistemleri başta olmakla pek çok lojistik destek ekipmanları üzerinde  çok etkili bir şekilde kullanılmış ve literatüre yeni bir ‘’ Türk tipi SİHA konsepti’’ olarak nitelendirebileceğimiz, maliyeti uygun aynı zamanda taşıdığı akıllı mühimmatlar ile nokta atışı yapabilen fakat vurulduğunda herhangi bir canlı personel kaybı olmayan çok efektif bir sistem olarak ön plana çıkmaya başladı. Ancak bunun öncesinde ‘’Bahar Kalkanı’’ harekatıyla birlikte zaten Türk Silahlı Kuvvetleri, bu konsepti Esed Rejimi unsurlarına karşı başarıyla kullanmıştı. Bunun bir benzerini ise Libya’da sergilemekte. Türkiye ve Libya’nın ortak yapmış olduğu operasyonlarda alınan başarılı sonuçlardan sonra Hafter yanlısı bir duruş sergileyen ve özellikle Türkiye’nin Libya’ya olan askeri ve lojistik desteğini kesmeyi amaçlayan Avrupa Birliği, 31 Mart 2020 tarihi itibari ile ‘‘İRİNİ’’  operasyonunu başlatmış ve böylece Libya’da devam eden iç savaşa dışarıdan bir müdahalenin önünü kesmeyi amaçlamıştır. Bu doğrultuda Avrupa Birliği’ne mensup ülkelere ait savaş gemileri Libya açıklarında görevler icra etmektedir. Hatta geçtiğimiz günlerde Yunanistan’a ait bir savaş gemisinden kalkan bir helikopter, Türkiye’den Libya’ya giden bir kargo gemisine inip arama yapmak istedi fakat Türk donanmasına mensup Fırkateynlerin uyarıları üzerine bölgeden uzaklaştı. Yine birkaç gün Fransa donanmasına ait ‘’La Fayette’’ sınıfı bir fırkateyn yine bir Türk kargo gemisini aramak istemiş fakat Türk donanmasına mensup fırkateynler tarafından uyarılmış ve bölgeden uzaklaşmıştır. Hatta daha sonrasında bir Fransız yetkili Türk gemisinin kendi gemilerine 3 kez radar aydınlatması yaptığını söylemiştir. Ancak Milli Savunma Bakanı Hulusi akar tarafından bu iddialar yalanlanmıştır. Radar aydınlatması yapmak demek; geminizde bulunan güdümlü mermi yada baş topu ile hedef olarak gördüğünüz gemiyi nişan almanız anlamına geliyor. Bunun bir sonraki aşaması o hedefi vurmak manası taşımaktadır. Elbette anlaşılmaktadır ki; Fransızlar Türkiye’nin bölgedeki varlığını hazmedemedikleri gibi Türkiye’yi düşmanca tavırlar sergileyen bir ülke gibi göstermeyi amaçlamaktadır.

Fransa’ya ait La Fayette sınıfı fırkateyn

Peki Fransa ve diğer ülkeler neden böyle bir tavır içindeler?

Bildiğimiz üzere Fransa yüzyıllar boyunca Afrika kıtasının en büyük sömürgeci güçlerinden biriydi. Günümüzde sömürge yönetimleri son bulmuş olsa da, halen Fransa için Afrika ülkeleri çok büyük bir ekonomik kaynak oluşturmakta. Yüzyıllar boyunca diğer devletlere karşı bu denli üstten bakmış bir Fransa’nın karşısına özellikle Akdeniz’de ve Suriye’de son birkaç yıl içinde yükselen bir güç olarak Türkiye çıkmakta. Fransa’nın Türkiye’ye cevabı daha çok askeri konularda mesajlar olurken, yine benzer  konulardan dolayı Almanya ise son yıllarda Türkiye’de gündemi en çok meşgul eden konulardan biri olan Altay Tankının motoruna Türkiye’ye ihracat engeli getirmekte. Zira Altay tankında kullanılan motor Alman şirketi olan ‘’MTU’’ tarafından üretilmekte. Yine Almanya geçtiğimiz günlerde tatile çıkacak olan Alman turistlere Türkiye’ye gitmemeleri için baskıda yapmakta. Bölgede Türkiye ile en çok karşı karşıya gelen ülkelerin başında Yunanistan geliyor. Türkiye’nin Libya ile imzaladığı anlaşma ile birlikte Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın iddia ettiği ada ve adacıklarında MEB(Münhasır Ekonomik Bölge) ‘ e sahip olduğu iddiasının önüne geçilmiş oldu. Aynı zamanda Yunanistan, Türkiye ile yakın ilişkiler kurmakta olan İtalya’yı yanına çekmek maksadı ile İtalya ile imzaladığı anlaşma ile adeta kendi tezini çürütmüş oldu. İyon denizinde yapılan MEB anlaşması ile birlikte Yunanistan’ın İyon denizinde bulunan adalarının herhangi bir MEB’e sahip olmadığı ve deniz yetki anlaşmasının anakara sınırlarından başlayarak hesaplanması Yunanistan’ın Ege ve Doğu Akdeniz’de iddia ettiği ada ve adacıkların da MEB’e sahip olması gerektiği tezini boşa çıkarmış oldu. Yunanistan aynı zamanda Mısır ile de deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına yönelik görüşmeler de gerçekleştirmekte. Böylelikle Türkiye’nin manevra alanını ve müttefik arayışlarını olabildiğince sınırlandırmayı amaçlamakta. Bölgede Türk varlığından rahatsız olan bir başka ülke ise Mısır. Son zamanlarda askeri alımlarına hız veren ve oldukça yüksek maliyetli silah sistemleri siparişi veren Mısır’ın finansörleri ise Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri. Mısır’ın darbeci lideri Sisi, yakın zamanda yaptığı açıklamalarla birlikte Libya’ya yönelik bir askeri müdahale olabileceğinin sinyalini verdi. Bölge ülkelerinin Libya üzerindeki mücadele ve politikaları yetmezmiş gibi birde Rusya’nın bölgeye yönelik amaçları bulunmakta. Kaddafi’nin devrilmesinin ardından bölgede istediğini alamayan Rusya Hafteri destekleyerek bölgede etkin olmaya çalışmakta.  İşte böylesine karmaşık ve iç içe geçmiş ilişkiler içinde Türk Silahlı Kuvvetleri Türkiye’nin çıkarlarını korumak maksadı ile bölgede çeşitli görevler icra etmektedir.

Peki Doğu Akdeniz’de Askeri Dengeler Ne Durumda?

Askeri dengeleri değerlendirirken envanterde bulunan mevcut sistemlerin niceliği kadar o sistemlerin nitelik olarak durumu da büyük önem taşımaktadır. Bir örnek üzerinden anlatacak olursak; silah ve sensör bakımından tam donanımlı, aynı zamanda ağ merkezli harp konseptini benimsemiş, hava savunması ve denizaltı harbi görevleri icra edebilen aynı zamanda taşıdığı çok sayıda satıhtan satıha gemisavar füzeleri ile düşman üzerinde belirleyici bir üstünlük kurabilen ve diğer kara ve hava kuvvetleri ile entegre görevler icra edebilen bir Fırkateyn veya Korvetin, bu kabiliyetlerden yoksun olan sayıca kendisinden fazla olsa da düşman unsurlara karşı üstünlük kurabileceği yadsınamaz bir gerçektir.  Bununla birlikte o sistemleri kullanan personelin eğitim durumu ve harbe hazırlık oranları da büyük önem taşımaktadır. Bu hususta devletlerin yapmış oldukları tatbikatlar çok önemlidir. Türkiye ise bu tatbikatları sık sık gerçekleştiren, aynı zamanda hava kuvvetleri ile ortak tatbikatlar da yapan ‘’AWACS’’ ve tanker uçakları gibi önemli kuvvet çarpanlarına sahip olması ile uzun süreler boyunca savaş uçaklarını havada tutup, deniz kuvvetlerine havadan destek sağlayabilecek bölgesel bir güç olduğunu göstermiştir. En son gerçekleştirilen tatbikatta 17 savaş uçağı ve 8 Fırkateyn katılmıştır. Bu tatbikatta Türkiye’ den kalkan savaş uçakları Libya açıklarına kadar gitmiş açık denizlerde görev yapan Türk savaş gemileri ile ortak faaliyetlerde bulunmuş, tanker uçakları sayesinde 8 saat gibi çok uzun sayılacak bir süre havada kalarak gücünü diğer devletlere göstermiştir. Doğu Akdeniz’de bulunan donanmaları birazda sayısal verilere göre  inceleyecek olursak, Türkiye 8 adet Gabya sınıfı hava savunma fırkateyni, 4 adet Yavuz sınıfı ve 4 adet Barbaros sınıfı firkateyne sahip. Bunlardan Gabya sınıfı ABD’den 2. El olarak alınsa da çok kapsamlı modernizasyonlara tabi tutulmuştur.

 Yavuz sınıfı ise bunlardan en eski olan firkateynlerdir 1980’li yılların sonuna doğru envantere girmiştir. İstif sınıfı fırkateynlerin envantere girmesi ile birlikte envanterden çıkarılması planlanmaktadır. Barbaros sınıfı fırkateynnler ise Türk donanmasının en modern firkateynleridir. Aynı zamanda 2020 yılı sonu itibari ile Babaros sınıfı fırkateynler yarı ömür modernizasyonuna tabi tutularak daha modern ve güçlü hale gelecektir. Türk donanmasının Korvetleri ise 4 adet yerli ve milli olarak üretilen ada sınıfı korvetlerdir. 4 adet’te Fransa’dan 2.el olarak alınan Burak sınıfı korvetler bulunmaktadır. Denizaltılar konusunda ise Türkiye’nin 4 adet Ay sınıfı, 4 adet Gür sınıfı, 4 adet Preveze sınıfı Alman Type 209 sınıfı denizaltı tasarımını baz alan toplam 12 adet denizaltısı bulunmaktadır. 2022 yılından itibaren Reis sınııfı denizaltıların envantere girmesiyle birlikte Ay sınıfı denizaltıların envanterden çekilmesi planlanmaktadır. Yunanistan’ın ise 9 adet Elli sınıfı, 4 adet Hydra sınıfı fırkateyni bulunmaktadır. Ayrıca 4 adet Type 214, 1 adet Okeanos, 6 adet Type 209 sınıfı denizaltısı bulunmaktadır. Burada belirtmek istediğim bir husus ise Yunanistan’ın en modern savaş gemisi olarak gördüğü ‘’Hydra’’ gemisini ‘’İrini’’ operasyonu için Libya açıklarına gönderdiği sırada donanmanın en modern gemisinin arıza yapması sonucu çekicilerle geri dönmesi bize konularda önemli ipuçları vermekte. Bunlardan en önemlisi bakım ve idame işleminin ne kadar önemli olduğu ve Yunanistan’ın bu konuda yeterince etkin olamadığı sonucudur. Ayrıca geçenlerde bir Yunan gazetesinde çıkan habere göre, Yunanistan, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın hak iddia ettiği bölgelerden birinde sondaj faaliyetine  başlaması durumunda 4 aşamalı bir plan ortaya koymuştu. Bu plan içerisinde sondaj gemisinin vurulması dahi vardı. Fakat şunun iyi anlaşılması gerekiyor ki; Türk donanmasının olduğu bir bölgede herhangi bir unsurun Türk bayrağı taşıyan bir gemiye saldırması kendisi için büyük bir felaket olur. Zira Türk donanmasının buna kudreti de yeter menzili de. Yine Doğu Akdeniz’de Türkiye ile sık sık karşı karşıya gelen devletlerden biri de Mısır’dır. Mısır son zamanlarda yaptığı büyük çapta ki askeri alımlar ile dikkat çekmektedir. Bunların içinde 2 adet ‘’Mistral’’ sınıfı amfibi hücum gemisi, 3 adet ‘’Fremm’’ sınıfı fırkateyn, ‘’Gowind ‘’ sınıfı Korvet alımları ile büyük bir modernizasyon içine girmektedir. Fakat yukarıda anlattığım gibi bir ordunun modern silahları kadar personelinin eğitim durumu ve bu sistemler üzerinde olabildiğince söz sahibi olmasaı büyük önem taşımakadır. Türkiye’nin en büyük avantajı kendi savaş gemisi’ni tasarlayıp üretme kapasitesine sahip olması yanında aynı zamanda bu platformların her türlü elektronik haberleşme ve savaş yönetim sistemlerini de yerli ve milli olarak üretebilmesidir. Yunanistan ve Mısır’ın bu konuda Türkiye’nin yanına dahi yaklaşamayacağı açıktır. Bir diğer ülke olan Fransa ise çok daha gelişmiş bir donanmaya sahiptir. Sahip oldukları modern silah sistemleri ve nükleer güç ile Avrupa Birliğinin en önemli askeri gücü diyebiliriz. Fransa 4 adet ‘’Le Triomphant’’ sınıfı nükleer tahrik sistemli balistik füze denizaltısına, 5 adet ‘’Rubis’’ sınıfı nükleer tahrik sistemli saldırı denizaltısına sahiptir.  1 adet uçak gemisi, 3 adet ‘’Mistral’’ sınıfı amfibi hücum gemisi bulunmaktadır. 2 adet ‘’Horizon’’ sınfı Destroyer, 5 adet ‘’Fremm’’ sınıfı fırkateyn, 1 adet ‘’Cassard’’ sınıfı hava savunma fırkateyni, 2 adet ‘’G. Laygues’’ sınıfı fırkateyn, 5 adet ‘’La Fayette’’ sınıfı fırkateyn, 6 adet ‘’Floreal’’ sınıfı ve 7 adet ‘’Aviso’’ sınıfı savaş gemisi bulunmaktadır. Görüldüğü üzere Fransa diğer ülkelere oranla çok daha büyük ve teknolojik yapıya sahip bir donanmaya sahiptir. İtalya ve İsrail ise Türkiye ile pek karşı karşıya gelmediğinden dolayı buraya dahil etme gereği duymadım. Genel olarak bir değerlendirme yaptığımızda karşımıza çıkan sonuç; yerli ve milli savunma sanayinin önemi giderek artmaktadır. Bölgesel bir güç olarak giderek daha fazla alanda boy gösteren Türkiye’nin siyasi hedefleri, savunma endüstrisinin birkaç sene önünde gitmektedir. Bu nedenle bir an önce yerli ve milli savunma sanayinin hızlı adımlarla siyasi amaçları yakalayacak nitelikte öne çıkması Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücüne güç katacak, ve daha etkili bir Türkiye görmemizi sağlayacaktır. Bu çalışmada sadece açık denizlerde savaşabilen ve genellikle büyük ve etkili olan platformları ortaya koymaya çalıştım. Bunun dışında daha küçük çaplı Hücumbot, Karakol botu, Devriye gemisi ve lojistik destek gemileri gibi platformlarda her devletin envanterinde mevcut sistemlerdir. Belki başka bir çalışmada o tür gemileri de inceleme imkanı buluruz.

                                                                                                   İSLAM BABAZADE

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz