Eskiden bir hizmete yapılacağı zaman halkın yardımına ihtiyaç duyulurdu. Halk hem halk olarak hem de kendine hizmet eden devlet personeli olarak çalışmak durumunda idi. Çünkü savaştan yeni çıkmış bir ülke olarak gerekli ihtiyaçları sağlayacak mevcut personel nüfusu bulunmamaktaydı. Devlet hizmet yönünden açığını kapatmış olsa da yakın zamana kadar hala devlet denetim ve birçok olayın tespitinde yetersiz kalmıştır. Bu durumların aşılmasında şüphesiz ki teknolojik gelişmeler birinci sırada gelir.

     Aile büyüklerimden dinlediğim bir konuyu size aktararak daha iyi anlatmaya çalışacağım. Köylerde yolların yapımında çalışılması için devlet halkı çalıştırmak durumunda ya da çalıştıracak insana maaşını ödeyebilmek için onlardan para toplamak durumundaydı. Köyde bir yol yapılacaksa o yolda çalışmak için halkı işçi olarak çalıştırırdı. Yol yapımında çalışmak istemeyenler için ise devlet “yol parası” adı ile bilinen parayı çalışmak istemeyenlerden toplardı. Bir nevi devletin zorunlu tuttuğu bir görevden vergi vererek muaf olmayı çağrıştıran bu olayın asıl ilgi çekici kısmını henüz anlatmadım. Dikkat çeken kısmı şu şekilde; eğer bir vatandaşın bir çocuğu olduysa ve bunu resmi kayıtlara geçirmediyse, bu çocuğu resmi olarak kayıtlara geçirmesi halinde devlet vatandaşı mevcut yol çalışmasından ve alınacak yol parasından muaf tutmaktaydı. Burada devletin aslında tespit, tetkik ve denetimdeki eksikliğinin kapatılması adına, devletin kendi yapması gereken vatandaşların tespiti işini halkın kendisine yaptırması ve bunun karşısında ödüllendirmesi ilginç bir yöntemdir.

    Bunun yanı sıra, en son 90’lı yıllarda doğanların hatırlayacağı bir olayda fiş toplama olayıdır. Devletin faturasız ticareti denetleme konusunda yetersiz olduğu yıllarda, devlet halkın vergi denetimini ve gerçek gelirini ölçme işini yine halk eliyle yapmaktaydı. Verginin ve gelirin tespiti, halktan alışveriş yaptığında, fişleri biriktirip sonbaharda kayıt altına alması ve devlete teslim etmesi yoluyla yapılmaktaydı. Tabi ki devlet bunun karşılığını bir teşvik ile vermeliydi ki sistem yeterince işleyebilmeliydi. Bunun için devlet fiş biriktirip kendi yapması gerektiği işi halka yaptırdığından belli bir miktar ödeme yapmaktaydı. Fakat bu durumda istismar edilmiş, fiş satanlar olmuş ya da alışverişi fiş almadan yaptırıp fiyatlardan kısarak vergi kaçırılmaya başlanmıştı. ” Fiş almasak ne kadar olur? ” O günlerden kalma bir cümledir. Bu uygulamaya 2006 yılında son verilmiştir.


     Sonuca gelecek olursak devlet vergi denetimini, halkın gelirini ölçmeyi ve diğer kayıt altına alınması gereken işlemleri zaman zaman halk eliyle yapmıştır. Temeline bakacak olursak zekice yöntemler olsa da her sistemin olduğu gibi açıkları bulunmuş bu yöntemlere teknolojik gelişmelerle beraber gerek kalmamıştır. Buradan aslında devletin, halkın kendisi olduğu sonucuna varmak çokta yanlış olmayacaktır. Günümüzde vergi sistemi, gelir ölçümü ve benzeri konularında dünyada ortalamanın üstünde bir sisteme sahip bir ülkeyiz. Fakat teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, geri besleme şeklinde sistemler varlığını sürdürmeye devam edecektir. Çünkü en sağlıklı geri dönüt yine halktan alınmaktadır. Teknolojinin karşılayamadığı durumlar olmaya devam edecektir. İşte burada ki kırılma noktası devlet gibi bir soyut yapının devamlılığını sağlayan, somut karşılığı olan vatandaştır. Devletin baki kalmasının sebebi halkın devlete içkin olmasından çok devletin halka içkin bir yapı olmasıdır.

Utkuhan YILDIRIM

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz