Ülkemize Suriye İç Savaşından(?) beri kitleler halinde göç hareketleri yapan Suriyeli Sığınmacılar geldikleri ilk günden itibaren ülkemizde misafir edilmiş, asgari yaşam standartları sağlanarak yaşamlarına devam etmiştir. Bu süreç içerisinde bir insanlık dramı yaşanırken, Türkiye Cumhuriyeti gerek halkıyla gerek yönetimiyle tüm Dünyaya insanlık dersi vermiş, bu sığınmacılara kucak açmıştı. 2020 yılına gelindiğinde Türkiye’de bulunan Suriyeli sığınmacı sayısı 4 milyona yaklaşırken 8.5 yılda da bu sığınmacılar için harcanan para Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylemine göre 40 milyar dolar civarındaydı. Türkiye Cumhuriyeti üzerine düşen bu sorumluluğu daha önce yaptığı uluslararası sözleşmeler ve protokoller neticesinde omuzlamış ve gereğini yapmaktan geri durmamıştır. Bu sığınmacılar karşısında geri göndermeme, açık sınır kapıları ile ülke topraklarına kabul etme ve yaşmasal faaliyetlerin karşılanması gibi üç temel ilkeyi benimsemiştir. Bu süreç içerisinde gerek AB gerek Birleşmiş Milletler Türkiye’nin içerisinde bulunduğu durumdan çıkması için taahhüt ettiği ücretleri ödememiş, bütün bu faturayı Türkiye Cumhuriyetine bırakmıştır. 27 Şubat 2020 gecesinde yaşananlar ise hem halk hem hükümet nezdinde Türkiye’de ipleri koparan olay olmuştur. Suriye’nin İdlib kentine sevkiyat yapan Mehmetçik’e haince bir hava saldırısı düzenlenmiş, 33 vatan evladının kanı Suriye topraklarına akmıştı. Yaşanan bu kara gecenin ardından Türkiye Cumhuriyeti son dönemlerde dile getirdiği sınır kapılarını açıp Avrupa’ya geçişi sığınmacılar için serbest hale getirmiştir. Saldırıdan sonra yapılan bu hamlenin bir çok mesajı vardı. Bunlardan belki de en önemlisi AB’ye verilen Suriye’de Rusya karşısında yanımızda olmazsanız sığınmacılarla artık siz ilgilenirsiniz mesajıydı. Hükümet yetkilileri de üstü kapalı şekilde yaptıkları açıklamalarda bunu dile getirmekteydi. Saldırının yaşandığı gece açıklama yapan AKP sözcüsü Ömer Çelik şu açıklamayı yapmıştı. “Milletimizin başı sağolsun. Yaralılarımıza şifa diliyoruz. Türkiye milli güvenliği için Suriye topraklarında mücadele etmektedir. Bu terörün topraklarımızı tehdit etmemesi için TSK İdlib’de. Şehitlerimiz için canımız yanıyor. Bu mücadele ülkemizin sınırlarını korumak için sonuna kadar verilmesi gerekmektedir. Türkiye’nin bu gelen mülteci baskısını kaldıramayacağını söylemiştik. Yapılan saldırılar sonrası mülteciler, buradan Avrupa ve Türkiye’ye doğru ilerliyorlar. Ortada bir durum var ve mültecileri artık tutabilecek durumda değiliz”.

         Sınır kapılarının açılmasının ardından kara ve deniz yoluyla Avrupa’ya gitmek isteyen sığınmacılar başta  Pazarkule, Kapıkule ve İpsala sınır kapılarına dayanmıştı. Sınırlara biriken sığınmacılara karşı Yunan Polisi insanlık dışı bir tavır takınmış, gaz bombaları, cop, plastik mermi hatta yer yer gerçek mermilerle müdahale etmişti. Türkiye Cumhuriyetinin 9 yıl baktığı bu sığınmacılara Yunan hükümeti sınırında bile tahammül edememiş AB ve BM gibi kurumlardan destek istemiştir. Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı bu stratejik hamle de sonuçlarını vermişti.  Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell Türkiye’nin büyük bir yükü olduğunu ve mali yardım konularını gündeme alacaklarını dile getirmiş, bunun yanında mültecilerin baskı unsuru olarak kullanılmasını da  kabul edilemez olduğunu söylemişti. Oysa Türkiye Cumhuriyeti bahsedilen sığınmacılara 9 sene ev sahipliği yapmış, dünyada en çok mülteciyi barındıran ülke olmuştur. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana bölgede edindiği misyon gereği yaptıklarına AB gibi köklü bir kurum 1 hafta tahammül edememiştir…

      Türkiye Cumhuriyetini mültecileri kullanmakla suçlayan, para karşılığında mültecilere baktığı gibi mesnetsiz açıklamalar yapanlara karşı devlet erkanı gereken cevabı da vermekten çekinmemiştir. Cumhurbaşkanı Recep Tayip ERDOĞAN  bu söylemler karşısında yaptığı bir konuşmada bunları dile getirmiştir.
 “ Gönderecekseniz bu parayı direkt bize gönderin, ya da ben mültecileri size göndereyim ve 100 milyon Euro göndereyim dedim. Güvenmek mümkün değil. Biz kendi göbeğimizi kendimiz kesmeye mahkûmuz. Rabbim bereketini versin inşallah. Bu işleri de böyle yürütüyoruz, yürüteceğiz. Yeni bir göç dalgasını kaldıracak durumda değiliz.”

     Yapılan açıklamanın taşıdığı mesaj umarız gerekli yerlerde gerekli şekilde karşılık bulmuştur. 9 yıl boyunca tek başına ülkemizin yürüttüğü bu mücadelenin hiçbir şekilde karşılık bulmaması kabul edilecek bir durum değildir. Türkiye Cumhuriyeti dünya genelinde önem taşıyan konularda maddi çıkar gözetmeksizin tarihin verdiği sorumluluk neticesinde elini taşın altına koymuş ve koymaya devam edecektir.

Yunus Emre Salmaşur

 

      

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz