Soğuk Savaşın sona ermesiyle birlikte gelişmekte olan ülkeler, kendilerine yakın olan güçlü tarafa doğru eğilim göstermek durumunda kaldılar. İkinci Dünya Savaşı’nda ve Soğuk Savaş’ta gücünü belli eden ABD artık savunduğu tüm değerleri Dünya İmparatorluğu kapsamında yayma politikasına başlıyordu. Peki Türkiye bu duruma ne kadar hazırdı?

Ekonomik ve siyasi anlamda güç dengesini oturtamamış olan Türkiye’ye, ABD  çeşitli yardımlar yaparak kendisine bağımlı hale getiriyordu. Bu yardımları yaparken aynı zamanda iç ve dış siyasette Türkiye’yi bir kukla gibi yönlendiriyordu. Bu kuklacılık oyununda Türkiye, ABD’den iç siyasetteki ilk darbesini 27 Mayıs 1960 yılında almıştır. Yaşanan bu olay aslında ABD’nin iç siyasetimizi ne denli etkilediğinin bir göstergesidir. 1962 yılında yaşanan  Kübra Krizi ile  ABD’nin TR’nin dış güvenliğini de kendi çıkarları adına hiçe saydığı ortaya çıkacaktır. İki yıl sonra gerçekleşen Kıbrıs Krizi ise bir ültimatom niteliği taşımaktadır.  Johnson göndermiş olduğu mektubunda, Türkiye’nin böyle bir(Kıbrıs’a müdahale) karardan önce ABD’ye danışması gerektiği, meşru kabul edilmeyen bu müdahaleden sonra Sovyetler Birliği saldıracak olursa NATO’nun Türkiye’ye yardım etmeyeceği ve ABD’nin Türkiye’ye verdiği silahların böyle bir müdahalede kullanılmasına izin vermeyeceği bildiriliyordu. Bu mektup üzerine Türkiye Kıbrıs’a müdahaleden vazgeçmiştir. Perde arkasındaki sebep ise çok başkadır.  Kara ve denizden gerçekleştirilecek böyle bir müdahale için askeri olanakların yeterli olmaması müdahalenin gerçekleşmeni engellemiştir.

 Ardından 1969 yılında Demirel hükümeti ne kadar dirense de, Erim hükümeti döneminde yaşanan Haşhaş Ekim Krizi Türkiye’yi bir çıkmaza sürükleyecektir. Dönemin hükümeti ABD’nin isteğini yerine getirmeyince, ABD tarafından Türkiye uluslararası pazara eroin pazarlamakla suçlanacak, ABD tarafından ambargo yiyecek ve  “Gece Yarısı Ekspresi” filminde Türkiye, tüm dünyaya kötü bir imajla tanıtılacaktır. Türkiye kendi içerisinde oturtamadığı iç siyasetinden dolayı dış politikada ve ekonomide yeterli verimi alamazken birde Özal döneminde 24 Ocak kararlarıyla birlikte TR, ekonomik anlamda adeta köle konumuna geçecek, liberal ekonominin vahşiliğinde takılı kalacaktır.

ABD ile Türkiye arasında inişli çıkışlı bir ilişki devam ederken, dünya ekonomisinin güçlenmesiyle birlikte ABD’nin talepleri artmıştır. ABD, 1 Mart 2003 yılında Türkiye’den Irak’a müdahalesi için hazırlanan ve tam adı Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı ülkelerin silahlı kuvvetlerinin Türkiye’de bulundurulabilmesi için Hükümet’e yetki verilmesine ilişkin başkanlık tezkeresi olan kararla ilgili bir talepte bulunacaktır.  ABD’nin 11 Eylül 2001 saldırılarının kürevi teröre kaynaklık ettiği ve kitle imha silahlarına ehil olduğu yolunda çeşitli gerekçelerle, Irak’a yönelik gerçekleştireceği askeri müdahaleye, Türkiye’nin de katılmasına sağlamak adına hazırlanan tezkere, ilerleyen dönemde Türk dış politikasının gidişatına etki eden önemli gelişmelerden biri olmuştur. TSK’nin Irak’a yapılacak müdahaleye katılma yönünde bir tavır sergilemesi ve MGK’nın almış olduğu tavsiye niteliğinde karar, 1 Mart Tezkeresi’nin kabul edilmesini sağlayamamıştır. Tezkerenin reddedilmesi TSK tarafında olumlu karşılanmamıştır.

1 Mart Tezkeresi’nin TBMM tarafından reddedilmesinin sonucunda, Türk karar alıcıları tarafından kesinlikle korunması gereken “Kırmızı Çizgiler” olarak nitelendirilen devlet politikaları uygulanamamıştır. ABD’nin askeri müdahalesi öncesinde ve sonrasında, Irak’ın ulusal çıkar ve güvenliği tehdit eden bölge konumunda çıkarılmasına yönelik belirlenen devlet politikalarının uygulanamaması, Türkiye açısından çeşitli dış politik sorunları beraberinde getirmiştir.  Bu politik sorunlardan birisi ise,  4 Temmuz 2003’te Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde Türk askerlerinin başına (300 Subay,8’i astsubay) çuval geçirilerek tutuklanmalarıdır.

Bu durum aşağılayıcı bir hamle olarak tarihe geçmiştir.

1841895-AtFruh.jpg

ABD’nin Orta Doğu bölgesinde gerçekleştirmek istediği Büyük Orta Doğu Projesi’ni gerçekleştirmeye çalışırken, Türkiye’nin stratejik konumunu kullanmaya çalıştığı çok açıktır. Bu sebeple ABD, neredeyse her dönem iç siyasetimizi, Kürtlere yapılan kimlik siyasetiyle, Ermeni’lerin kendilerince kabul göstermeye çalıştıkları soykırım iddialarıyla, mülteci kriziyle sürekli diri tutmaya çalışmaktadır. Özellikle son dönemde Doğu Akdeniz’de bulunan enerjinin pay edilmesi durumu ABD’nin bölgede daha aktif rol oynamasını sağlamıştır. İran’la yaşadığı Hürmüz Boğazı sorunu ve geçmişte Irak ve Afganistan müdahalesi,  ABD’nin bölgedeki imajını oldukça zedelemiştir. Tampon bölge olarak kurulmasını desteklediği ve lobisinin oldukça güçlü olduğu İsrail’in çıkarlarını bölgede gerçekleştirmeye çalışırken kendi çıkarlarını ötelemeye başlamıştır. Özellikle Donald Trump’ın, ABD’nin üstü kapalı ve uluslararası hukuka uydurarak gerçekleştirdiği girişimlerini (Irak ve Afganistan müdahalesinde ön alıcı meşru müdafaa hakkını kullanarak saldırıya geçmesi) artık açık bir şekilde twitter üzerinden direkt aktarması ise, dünya medyasında büyük tepkilere yol açmıştır.

images (1).jpg

Donald Trump, açık bir şekilde terör örgütlerine verdikleri desteği kabul ederek, Türkiye’nin Güvenli Bölge Harekatı’nı Kürtlerin haklarının çiğnenmesi ve sebepsiz yere öldürülmesi olarak değerlendirmiştir. Dünya medyası ise Türkiye’yi, Suriye’ye işgal ettiğine dair haberlerle meşgul etmektedir. Türkiye’nin tek amacının sınır güvenliğini korumak ve mazlumların yanında olmak olduğunun haberini yapan bir ajans henüz bulunmamaktadır. Peki , ABD, dünya medyasını bizim müdahale haberimizle oyalarken kapalı kapılar ardında çok başka anlaşmalar yapılıyor olabilir mi? Tıpkı Türkiye 5 yıldır mülteci krizinin tartışırken, Doğu Akdeniz bölgesinde bulunan enerjiden haberinin olmaması gibi… ABD, şimdilik Suriye’nin kuzeyinde kurmak istediği uçuşa yasak bölgeden vazgeçmiş görünüyor.

ABD, Donald Trump’ın yürütmüş olduğu politikalarla, yıllardır süregelen diplomatik görüşmelerle gerçekleştirdiği başarısını yitirmiş durumda.

 Türkiye ise, ABD’ye karşı hiç bu kadar dik durmamıştı! 

Özgür DALÇIK

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz